Skip to content

Bilinçaltı

Çocukluğumuzdan bugüne kadar birçok şey istedik ama olmadı. Olmayanları kendimize unutturduk, yeni olabileceklerin peşine takıldık. Zaman içinde onlardan bazıları oldu, bazıları da olmadı.

Olmamasının sebebini hep dışımızdaki insanlara bağladık. Yani bugüne kadar, “Onun yüzünden bu, bunun yüzünden şu oldu,” dedik. Halbuki bugün tek bileceğimiz şey, ne yaşadıysak ve ne yaşamıyorsak, istediğimiz neleri yapamadıysak, bunun bilinçaltımızdaki olumsuz bilgilerden, inançlarımızdan olduğudur.

Seminerlerimde bir çalışma yaptırırdım.

Bu çalışma çok önemliydi.

Böylece inandığın bir şey bitmiş olur.

Senin için o inancın anlamı kalmaz ve isteğinin önünden kalkar

imgeleme çalışması

Bu çalışmanın faydası şuydu:

Eğer olmasını istediğin şeylerin önünde ona mani olan, onun olmasını engelleyen korkuların ve inançların varsa çalışma sırasında bunu fark edersin.

Böylece onu dönüştürmek artık çok kolay olur.

Buradaki maksat oldurtmak değildi.

Yani imgeleyerek, “istediğimi oldurtmak” değildi, yapmak istediklerine mani olan kendi inançlarını bulmaktı. Bu çok önemli bir çalışmaydı.

Eğer bir “isteğin” önünde “olumlu veya olumsuz” inançlar varsa o istek hiç bitmez ve gerçekleşmez.

Sen de o isteğe sadece takılı kalırsın.

Önce isteğin hakkındaki “olumsuz” inançları hangi olayda yaşadın, onları bul, dönüştür.

Sonra alttan aynı konu ile ilgili “olumlu” olan inançlar da gelir.

O olumlu olarak bildiğin inançları da dönüştürürsen, yani senin zannettiğin olumlu düşüncelerin de doğru olmadığını, sadece bir zannetme olduğunu anlarsan isteğin ortadan kalkar ve kendi yaşadıklarının zaten çok güzel olduğunu fark edersin ya da zaten istediğin olur. Bu sefer de olan isteğini güzel yaşayabilirsin

Çalışmanın maksadı buydu.

Böylece etrafı izleyerek, kendinin yapamadığını, başkalarının yaptığını zannetmen de bitmiş olur. Onların da yapamadığını görürsün, sadece senin onları yapmış gibi gösteren birkaç resimle aldatılmış olduğunu anlarsın.

Ayrıca hem olumsuz hem olumlu inançların da bittiği için o isteğinin önemi kalmaz. Ve ilk defa gerçekten, “İster miyim?” diye sorabilirsin.

Böylece, “İlla isterim,” inancından çıkmış olursun.

Olayın gerçeğini görürsün.

Artık istemek ve istememek senin için daha net olur.

Eğer isteklerimiz, başkalarının hayatlarında tek bir kare şeklinde gördüklerimize kanarak istediklerimiz ise, bizim için tehlikeli isteklerdir.

Gördüklerimizin aynısını istediğimiz sırada, daha sonra o kişinin de yaptığından memnun olmadığını duyuyoruz. Ama biz de özenerek, doğru olduğuna inanarak artık o kuyuya girmiş bulunuyoruz.

Yani olan oluyor. Sonra da bu gereksiz isteğimin kurbanı olarak yaşamaya çalışıyorum.

Böylece hep beraber zihnimizin kandırması ve yönlendirmesi ile ortak isteklerin peşinde, “Ben de yaparım,” diye koşuyoruz, üstelik de onların yapabildiğini, yapamayanın kendimiz olduğunu zannederek.

Bu çalışmayı ben seminerlerimde böyle anlattığım halde, seminerlerimden çıkan “kişisel gelişim” hocaları bu tabloyu kendilerince şekillendirerek, “İmgele, oldurt,” ya da “Hayal kur, olsun,” hatta “21 gün olumlama yap,” şekline çevirdi.

Çünkü bu kolay olandı. Ama çok zararlı olandı.

O isteğiniz hakkında inandığınız olumsuz düşünceler ve korkular varken o imgelediğiniz ya da hayal kurduğunuz neyse, gerçekleştiğinde asıl problem başlar.

Çünkü o inandığınız ve korktuğunuz şeyleri, o gerçekleşen isteğinizin içinde yaşamaya başlarsınız. Yani korktuğunuz ve inandığınız şeylerle birliktesinizdir.

Siz illa olsun istediniz, oldu, ama içine kendi korkularınızı da birlikte götürdünüz.

Halbuki önce o korktuğunuz şeyleri dönüştürseydiniz sonunda belki isteğiniz kalmayacaktı ya da hala istiyorsanız korktuklarınızı yaşamayacaktınız.

Aynı şekilde, “olumlu” olarak düşündükleriniz de olumsuz inançlarınız kadar tehlikeli.

Olumlu inancınızı bitirmeden oldurtunca, inandıklarınız olmadığında hayal kırıklığı yaşayacaksınız.

Her iki şekilde de “İmgele oldurt,” ya da “Hayalini gerçekleştir,” diyerek, “İlla isteğim olacak,” ısrarımla hayatımı nasıl zorladığımı, nasıl işin içinden çıkılmaz bir hale getirdiğimi anlamıştım.

Özellikle hem olumsuz inançlar hem de olumlu inançlar içimizdeyken üzerine bir de kendi kendimize seçtiğimiz ya da kitaplarda liste halinde verilen olumlama cümlelerine kendimizi inandırmaya çalışmak en zararlı hareketti.

Yaşayacağımız olay anında zihnimizde hem olumlu hem olumsuz inançlarımız duruyorken bir de üstüne yerleştirdiğimiz olumlamadan hangisini kullanacağız?

İşte bu anlar, insanın kendini çaresiz hissettiği ve yaptığı hiçbir şeyin neticesini alamadığı için kendine kızmaya başladığı anlar.  

Çeşitli yöntemler kullanarak isteklerimizi oldurtma, spiritüel alanın bize yaptırdığı. Dikkat ettiyseniz yukarıdaki tabloda “yaratmak istediklerin” listesi var.

Oyun alanı önce yapılacaklar listesi veriyor, sonra da yapamadığın için bu sefer spiritüel bahçe devreye girerek sana onları YARATMA şekilleri öğretiyor.

Bu çalışma sistemi ise, içimizde, “Ben yaratırım,” isteği olduğu için yaratmak istediğini düşündürerek, isteklerinin önündeki taşları yani korkularını buldurup dönüştürterek önce isteklerinin önündeki engelleri kaldırıyor.

Böylece çalışmanın sonunda gerçekten isteyip istemediğini sorgular oluyorsun.

Bu çalışma ile hayal dünyasında kalmaktan çıkıp gerçek hayatını görebiliyorsun.

Bu çalışmayı gerçekten uygulayanlar yaratmak istedikleri hayallerinin önünde olan hem “olumlu” hem de “olumsuz” inançlarını bitirerek bu tablodaki çalışmayı doğru yapınca “yaratım”ın olamayacağı algısına geliyorlardı.

İnsan yaratan değildi.

İnsan yaratamazdı. İnsanın özelliği içinde yaratmak yok.

Sadece dünyada yaratılmış her şeyi kullanarak “yapma” özelliği var.

Ben kendimi bu tablo ile çalıştırdığımda benim bütün isteklerimin aile içindeki kişiler hakkında olduğunu görmüştüm. Mesela annemin iyileşmesini istiyorum. Kızımın hiç üzülmemesini, çok iyi okullarda okumasını istiyorum. Benim çocukluğumda yaşamadığım, genç kızlığımda isteyip elde edemediğim her şeyi kızım yapsın diye zihnime sıralamışım.

Bunları hatırladığımda, bunların olabileceğine olan inançlarım bittikçe bu isteklerimi yaratmanın imkansız olduğunu, çünkü onların başka insanlar olduğunu anlamıştım. Yani onlar kendileri için ne istiyorlar ve neler yapabilirler, bilmiyorum. Ancak, onlara benim kurduğum hayalleri yaptırarak istediğim oluşumu yaratamayacağımı anlamıştım.

Böylece herkes için kurduğum hayallerden oluşan “hayal dünyam”dan çıktım.

En önemlisi, “Ben yaratırım,” inancından çıktım.

O güne kadar, “Ben yaratırım,” inancım sebebi ile ne kadar tehlikeli şeyler yaşadığımı fark etmiştim.

Bu çalışmayı doğru yapanların en önemli değişimleri hayal dünyasında yaşamaktan çıkmak, gerçek dünyayı ve kendi gerçek imkanlarını görmekti.

Bu çalışmayı kendileri için doğru bir şekilde yapmayı zor görüp hatta belki de yapmadıkları için bu çalışmayı basit görenler bu noktadan sonra hemen kişisel gelişim hocalığına geçtiler.

Ne var ki bunu kendilerinde uygulamadan yani isteklerinin önündeki olumlu veya olumsuz inançlarını dönüştürmeden başkalarına öğretirken, “İmgele, istediğini yarat,” dediler.

Çünkü kendi zihinlerinde kalan, “Ben yaratırım,” hatta “Ben yaratanım,” inançları ile beni dinlemişlerdi. Benim de kendilerinin anladığı gibi anlattığımı zannettikleri için beni hemen anladıklarını ve anlattığım her şeyin çok basit olduğunu zannettiler.

Halbuki gerçekten bu çalışmayı yapanlar yaratımın olmadığını, zaten her şeyin yaratılmış olduğunu, ancak kendilerinde değişen enerji ile zaten dünyada yaratılanlar arasında kendilerine uygun olanlarla yaşadıklarını anlıyorlardı.

Çünkü maalesef insana YARATIM özelliği verilmedi.

İnsana, “Yaratım özelliğin var, istediğini yarat,” diyen, Allah’ın karşısında olan negatif oluşum.

Böylece negatif oluşum insanlara olmayanı yarattırmaya ve gerçekten zaten var olanları da göstermemeye uğraşır.

Bu kandırılmanın, bu uğraşın içinde insan devamlı “Hayat zor, yaşam zor,” zanneder. “Olmayanı oldurtacağım,” dersen tabii hayat zor.

Adı üstünde, “OLMAYAN.”

(Nil Avunduk! Oyun’u Anlattı… kitabımda anlatılmaktadır.)

Olumsuz kelimenin yeri ve zamanı bulunmadan, yani altta hala bütün enerjisiyle yaşayan olumsuz bir inanç varken olumlu hiçbir algı sizin bilinçaltınızda yer bulup yerleşemez.

Olumsuzun çıkması ve aynı anda başka bir algının yer alması olur.

Bu yeni algı olumsuz inancın olumlu hali değildir. Yepyeni, sizin daha önce hiç bilmediğiniz, hissetmediğiniz bir algıdır.

Daha evvel not kağıdına yazmış olduğunuz olumsuz inançların listesi tek tek bu şekilde çalışılıp, her olumsuz kelimenin yeri bulunup dönüştürüldükçe sizin istediğiniz, hayalini kurduğunuz, yani imgelediğiniz her neyse o sizin için  artık oluşabilir hale gelir. Yani siz isteklerinizin önündeki kayaları kaldırmış olursunuz. İsteklerinizin önü açıldı, şimdi sizin için sizin doğrunuzsa isteğiniz hayatınıza girer.

Eğer tarif edilen çalışmayı yapmadan düşünce gücünü kullanıp güç enerjisi ile oldurtursanız yine oldurtabilirsiniz; ama onun altında ezilebilirsiniz. Çünkü bu şekilde oldurttuğumuz her şey bizim için olumsuz bitecektir.