AFFETME

İnsanları “yalancı” diye tarif ettiğim ve bu duruma isyan ettiğim bir gün, “Aynalar” çalışmasını bulmuştum. Artık herkesi nasıl tarif ediyorsam benim de öyle olduğumu anlamıştım. Bazen tanıdığım kişileri, bazen de hiç tanımadığım kişileri çok uç noktalarda tarif edebiliyordum.

Hatta, “Ben insan sarrafıyım, gördüğümde ne olduğunu anlarım,” diye biliyordum. Meğerse her gördüğümde, sadece kendimi görebilirmişim, bütün tarifleri kendim için yaparmışım.
Bulduklarım beni çalışmanın içine iyice çekmeye başlamıştı.

Beni en çok etkileyen, şaşırtan çalışmalarımı, affetmek istediğim kişilerde yaşamıştım. Kimi affetmek istiyorsam ona neden kızdığımı, bana ne yaptığını tek tek not alıyordum.

Affetmek istediğim kişiye neden kızdığımı sorduğum zaman, benim bir korkumun düğmesine basmış olduğunu görüyordum ya da onun nasıl bir insan olduğunu tarif ettiğim zaman, benim de aynı şeyleri yaptığımı buluyordum. Bulduklarımı kendimde dönüştürdüğüm zaman, o kişilere hiçbir kızgınlığım kalmıyordu.

Böylece bulduğum “Aynalar” çalışma tekniği ve “korkularımı keşfetme” çalışması, beni her gün birçok kişiyi çok doğal bir şekilde affetmeye götürüyordu.
Hatta affettiğimi bile fark etmiyordum.

Bir gün yolda eski bir arkadaşıma rastladım. Gördüğüme çok sevinerek sarıldım. Bana çok şaşırarak bakıyordu ve devamlı kendi ismini söylüyordu. “Beni hatırladın mı?” diye soruyordu. O anda anlamadım, önemli değildi ne söylediği; çünkü ben onu gördüğüme memnun olmuştum.

Daha sonra hatırladım. Ben o arkadaşıma yıllar evvel küsmüştüm ve “Asla affetmeyeceğim,” diyordum. Şimdi anlamıştım, ona sarıldığım zaman çok şaşırarak neden devamlı adını söylediğini. Herkesin yıllarca uğraşıp affetmeye çalıştığı hale, ben bu çalışmayı kullanarak doğal yoldan gelmiştim.

Çalışmalarımda o arkadaşımı affetmek aklıma bile gelmemişti, ama yaptığım çalışmaların bütününde zaten affetmişim. Gerçek affetme böyle olabilirdi. Arkadaşımda kızdığım ne varsa kendimde dönüştürmüştüm. Artık onda gördüğüm, beni kızdıran davranışları ben yapmıyordum. Onun için affetmiştim.

Demek ki bir kişiyi affetmek için yapılan yüzeysel çalışmalarla kimse kimseyi affedemez. Affetmek, kendimde yapacağım değişimle başlıyor.

Çünkü affetmediğim kişide gördüğüm, yaşadığım her şey bendim.
Onun için herkes herkese küsüyor, kavga ediyor, bir zaman sonra barışıyor.
Sonra tekrar aynı şeylere kızarak yine küsüyor. Küslüklerin tekrar etmesine sebep ise devamlı dışarıyı suçlamamız ve olan her şeye,
“O bana bunu yaptı,” ya da
“Onun yüzünden başıma bu geldi,” diye bakmamız.
Bu, kolay bir bakış şekli. Ama gerçek değil.

Yaşadığım her olay için ben de o güne kadar bu taktiği kullanarak her şeyden sıyrılmıştım. Ama sonra fark ettim ki, olaylardan o anlık sıyrılmışım ama inançlarımın ve korkularımın varlığından hiç sıyrılamamışım. Hepsi yaşadıklarımın etkisiyle zaman içinde büyüyerek ve bende daha çok yer ederek varlığını sürdürmüş.

Bunun en tehlikeli hali de benim bütün hayatımda yaptığım gibi şeyler yapmak. Kızdıkça, küstükçe iş değiştirdim; yetmedi, ev değiştirdim; o da yetmedi, eş değiştirdim. Hiç yetmedi, en sonunda memleket değiştirdim. Ama yine olmadı, olmadı. Her ortamda, her evde, her memlekette kızacağım, küseceğim şeyleri yine buldum. En sonunda kendi korkularımı bulunca, bütün bu mücadelenin sadece bir korkum ya da boş bir inancımdan olduğunu anlayınca hayatımın en büyük keşfini yaşadığımı hissettim.

Kızdığım insanlara yaptığım tariflerimden yola çıkarak, bende bulduklarım dönüştükçe artık o kişileri öyle görmez oldum ve onlara kızgınlığım zaten bitti. İşte gerçek affetme bu.

Bu çalışma sırasında, yaşadığım her olay, “gerçek hali” ile tam olduğu gibi gözükür oluyordu.
O zaman da yanlış bilgilerim çöküyordu ve beni kötü etkileyen geçmişime ait bir olay daha, kendi iç dünyamda temizlenmiş oluyordu. Kendi iç dünyam bu şekilde temizlenip, düzeldikçe hayatın içinde bana lazım olanları ya da olmayanları doğru ayırabilir oldum. Böylece, olamayacakları da var etmeye çalışmaz oldum.

Bu şekilde, çalışmalarım benim kendimin bile fark edemeyeceği bir hızda, kendimi doğal bir şekilde affetmemi sağlıyordu. Kendimi affetmem, kendim hakkında inandıklarımın gerçek olmadığını algıladığımda oldu. Asıl gerçek affetme buydu.

Affetmenin ne olduğunu bu şekilde keşfetmek benim için çok önemliydi. Çünkü daha evvel herkesten duyardım. “Aman, affet, kurtul. Boş ver, değer mi onun için içinde kızgınlık tutmaya?” gibi sözleri. Ben de onların söylediği yüzeysellikte, “Tamam, haklısınız, unuttum gitti. Aman, affettim,” derdim. Meğerse bu yalandan affetmiş gibi yapmalarım, hastalık olarak içimde patlamış.

Korkularımı çalıştıkça asıl algıladığım şu olmuştu. Bana acı veren veya kızdıran olaylarda karşımdaki kişiler öyle bana acı çektirmek niyetiyle bir şey yapmıyormuş. Onlar bir şey yapıyormuş, ben onların yaptığını kendi korkularımın ve inançlarımın diliyle anlıyormuşum.

Beni hırpalayan, kızdıran, öfkelendiren benim korkularım ve beklentilerimmiş. Yani kızdığım kişilerin bana yaptığı bir şey yokmuş. Bunu içimden kendim algılayınca kızdığım bütün kişilere karşı hissettiğim öfkelerim bitti. Öfkelerim bittikçe sağlığım geldi. Herkesi kötü, kendimi iyi ve doğru görürdüm. Kendimi böyle görmem bitti.